Sessizliğe Mahkum Bir Blog
Ozan Güven
Bu kullanıcı herhangi bir kişisel bilgi paylaşmamış
Anasayfa: http://ozanguven.com.tr/blog/
Ozan Güven tarafından yayımlananlar
“Milli Yas” ama neye/kime?
9 Nis
Dün sabah okula giderken ikinci köprüdeki Türk bayrağının yarıya indirilmiş olduğunu görünce (Anadolu yakasındaki büyük bayrak direği) düşünmeye başladık;
- Melih Kibar vefat ettiği için mi acaba?
- Belki, ama sanmam…
- Hmm, ozaman Papa öldü, O’nun için midir?
- Ne alakamız var Papa ile, olmaz öyle şey.
- İlginç… Belki de çok rüzgar var diye biraz aşağıya çektiler…
Dün sabah Başbakalığın yayınladığı yazılı açıklamadan haberimiz olmadan, kendi kafamızdan ‘nedenini’ anlamaya çalıştık, fakat Papa için bayrakları yarıya indireceğimize ihtimal vermemiştik.
Bayrakların yarıya indirilmesi “Milli Yas” anlamına gelir, yani Türk halkı için çok üzücü bir olay olmalıdır ki Milli Yas ilan edilsin. Başbakanın ve O’nun danışmanlarının bu “bayrak indirme” olayını çirkin bir ‘politika aracı’ olarak kullanmaları çok adice.
Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Papa 2. Jean Paul’un Vatikan’da düzenlenecek cenaze töreninin yapılacağı gün, tüm illerde devlet daireleri ve kurumların bayraklarının güneşin batışına kadar yarıya indirileceği bildirildi.
Atatürk, nasıl ki bir Fransız ya da İtalyan için bir şey ifade etmiyorsa, Papa’da benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Papa öldüğü için üzüldüm mü? Hayır, adam gelmiş 84 yaşına, herkes bir gün ölecek, ozaman üzülmemi gerektirecek hiç bir durumda yok, zaten Papa bana hiç bir şey ifade etmiyor.
Tsunami olduğunda, deprem olduğunda iller/belediyeler bazında bayrakların yarıya çekilmesi daha önce de oldu. Bu olaylar gerçekten de üzücü, çünkü binlerce kişinin ölümü ile sonuçlanıyor, ve yas tutulması/yardımcı olunması gereken durumlar.
Türkiye Cumhuriyeti olarak 11 Eylül saldırılarından sonra da Milli Yas ilan edilmişti, fakat hernedense 17 Ağustos depreminden sonra Milli Yas ilan edilmedi. Ama gelin görün ki Papa öldü diye milli yas tutuyoruz…
Peh! Ben bu RTE‘den nefret ediyorum, haberiniz ola…
Gelinim Olur musun?
7 Nis

Dün akşam sinema.com‘un davetlisi olarak, 2004 yapımı Gelinim Olur musun? (Bride & Prejudice) filminin özel gösterimine katıldım. Filmin türünü beyazperde.com biraz abartıp Komedi / Romantik / Müzikal / Romantik Komedi şeklinde belirlemiş, film başlangıçta tam bir müzikal havasında başlıyor, fakat ilerleyen dakikalarda romantik komedi şeklinde ilerliyor. Bazı yerlerde müzik ve koronun abartıldığı olmuş, herhalde müzikal böyle oluyor… Ayrıca espirileriyle insanları kahkahadan öldürmüyor, fakat filmin büyük bir bölümünü gülümsemeyle izliyorsunuz.
Filmde dört tane güzel kıza sahip olan bir anne var, ve anneleri kızlarını zengin damatlarla evlendirmek istiyor… Bu kızlardan biride 1994 Dünya Güzeli Aishwarya Rai (IMDb)
Çok renkli bir film, filmde Hindistan kültürü hakkında bir çok bilgi de veriliyor, müzikleriyle sürekli tempolu bir şekilde ilerleyişi var. Müzikal olmasının yanında, dans ve kıyafetlerdeki renk cümbüşüyle izleyiciyi etkiliyor.
Aishwarya Rai ise kendi güzelliğiyle insanı mest ediyor :)

Orijinal isminden de anlaşılabildigi gibi filmin sonunda hiç bir zaman kimseye karşı önyargılı davranılmaması gerektiği dersini çıkartıyoruz…
Boş vaktiniz varsa ve biraz eğlenmek için ya da benim gibi davetiye/bedava izleme sansi bulursaniz izleyin.
Benim puanım, 10 üzerinden 6.

Filmin Künyesi;
Yapım : 2004 İngiltere, ABD yapımı, 111 dakika
Gösterim Tarihi : 8 Nisan 2005
Resmi Web Sitesi : brideandprejudicethemovie.com
Diğer: IMDb & beyazperde.com & sinema.com
Fotoğraf Çektirmek İşkence mi?
3 Nis
Yaklaşık iki hafta kadar önce güneşli havayı değerlendirmek için arkadaşlarımla dışarıda oturuyordum. Flaş kullanarak kapalı mekanlarda portre ya da grup fotoğrafı çekmekten hiç hoşlanmadığım için bu fırsatı değerlendirmek istedim. Rastgele fotoğraflar çekerken, objektifi bir kız arkadaşıma döndürmem ve sonrasında gelişen olaylar bu yazıyı yazmama ve konu üzerinde düşünmeme sebep oldu.
Daha öncesinde fotografını çekmeye çalıştığımda elde ettiğim sonuç bu; 
Herneyse, işte dışarıda otururken de O farketmeden bi kaç kare fotoğrafını çektim, sonuçta poz vermekten hoşlanmıyor olabilir diye düşünmüştüm ve bir kaç ‘doğal’ fotoğrafını çekmiştim. Fotoğrafını çektiğimi anlamasıyla, fotoğrafları silmek için makinayı elimden almaya çalışması bir oldu. Sanki dünyadaki bütün fotoğraf makinalarını yok etmek istiyormuş gibi büyük bir hırsla makinayı elimden almaya çalıştı. Kimsenin zorla fotoğrafını çekecek ve arşivime koyacak değilim, bu yüzden de çektiklerimin hepsini kendim sildim. (Dijital fotoğraf makinası kullanmanın kötü yanlarından birisi)
“iyy, kötü çıkmışım, sil!” laflarına pek kulak asmayan ben, böyle bir ‘saldırıyla’ karşılaşınca hiç umursamadan fotoğrafları sildim…
Fotoğraf çektirmek bazı insanlar için tam bir işkence, herkes fotojenik (Fotoğrafta veya sinema filminde güzel bir etki bırakan (yüz, duruş).) değildir, fakat ‘o an’da çekilen doğal fotoğraflarda herkes kendisi gibi çıkar. Poz verirken yapılan sahte gülümseme, belli bir süre sonra gerçekten de iyice bayağılaşır, fotoğrafa hoş bir etki vereceğine, yapmacıklık öne çıkar. O yüzden vesikalık fotoğraflardan nefret ederim, ve genelde insanlar arkadaşlarının kimlikleri üzerindeki vesikalık fotoğraflarıyla dalga geçerler. Ben de fazlasıyla yaparım bunu. Vesikalıktan neden ederim çünkü; kapalı mekanda ve flaşlı çekilir, üzgün olsanız bile illaki gülümsemeniz gerekir… Hatta bazı fotografçılar işi abartıp insanların yüzlerine bilgisayarlı ya da bilgisayarsız rötüş yaparlar, fotoğrafta ne mimik kalır, ne yüz hatları kalır, tamamiyle dümdüz bir cilt, donuk bir surat ortaya çıkar. Ve bu ‘iğrenç’ fotoğraflara da gereğinden fazlasıyla para verilir. (Bkz. Ekşisözlük – Zümrüt)
Insanlar kendi kendilerine “fotoğraf fobisi” yaratıyorlar, çirkin çıkıyorum, yok burnum büyük çıkıyor, yok gözlerim kapalı çıkıyor; yok şöyle, yok böyle.
“En çok birlikte olduğumuz insanları değil, birlikte daha çok fotoğrafımız olanları anımsarız.” Mustafa Yilmazer
Yukarıdaki söz, ne kadar da doğru değil mi?
Fotoğrafını çektiğim insanların hiç birinin fotomodeller gibi çıkmasını beklemiyorum, ama fotoğrafı çekilenler kendilerini böyle çıkmak için koşullandırmışlar ve beklentileri karşılanmayınca da ortaya ‘fotoğraf fobisi’ çıkıyor.
Fotoğraf çekerken insanların ‘kasılmaları’ beni deli ettiği için, habersiz yani ‘doğal’ anlarını yakalamak çok daha iyi sonuçlar veriyor.
“Ama fotoğraflar yanıltıcıdır genelde, gidenleri -ne olursa olsun- iyi hatırlamamızı sağlarlar. Çünkü habersizce çekilmiyorsa fotoğraf, poz veriliyorsa, insanlar gülümserler genelde objektife.” Seray Şahiner
Çekilen fotoğraflarınızın dünyadaki herkesin görüp, ne kadar çirkin olduğunuzdan bahsedeceğini mi düşünüyorsunuz? Bu fotoğrafınızın dergilere basılacağını, reklam panolarına asılacağını mı zannediyorsunuz? HAYIR, bunlar birer anı, illaki poz vermenize de gerek yok, saç-baş toplamanıza da, makyaj yapmanıza da…
Deli etmeyin beni :)
Sınav, Sınav, Sınav
2 Nis
Peh, cumartesi günü sınav olur mu?
Oluyor malesef, neredeyse bütün sınavlarım cumartesileri…
Aslında bu Fizik sınavı geçen hafta olacaktı, ama gel gör ki bir hafta ertelendi, iyi mi oldu? Tabii ki hayır, sınav stresini bir hafta daha fazla yaşadık :/
Dağdaki okulumuza arkadaşımın arabasıyla giderkene, sol şeritte arabanın motoru durunca sınav/kopya/oturacağımız yer stresinin üzerine bu olay kaymak gibi oldu. Herneyseki vaktimiz vardı ve araba değiştirerek okula varabildik… (kahretsin, bir sürü araba var altımızda)
Sınav nasıl mı geçti, tabii ki bom-bok…
Merhaba Dünya!
25 Mar
Merhaba, evet, online günlüğüme ilk önce sadece İngilizce mesajlar yazmayı düşünmüştüm, fakat bugün fikrimi değiştirdim. Artık dilediğim gibi, Türkçe yazıyorum… Artık yabancı arkadaşlarım kendi hallerine baksınlar. Siteyide yavaş yavaş Türkçeye çevirmeyi düşünüyorum, hadi bakalım başladık bi işe…
Başlığın neden “Merhaba Dünya!” olduğunu açıklayayım öncelikle, eğer herhangi bir programlamayla uğraştıysanız zaten bilirsiniz. Programlama öğretilirken ilk önce en basit komutlardan başlanır ve genellikle ekrana bir yazı yazdırılır, bu yazıda “Hello Word!”dür. Buraya tıklayarak onlarca programlama dilinde “Hello World!”ün nasıl kullanıldığını görebilirsin.
Internette bir çok ‘blog‘ sitesi ile karşılaşıyordum ve doğal olarak ben de özendim, ve blog scriptleri arasında en çok WordPress‘in kullanıldığını görünce, ben de kurdum.
Ayrıca ozanguven.com.tr adresini de buraya yani http://ozanguven.com.tr/blog/ adresine yönlendirdim. Hostname’in de .tr olanlarin da ozanguven.com.tr‘e girişlerini engelledim, direk buraya girsinler… :)





