Sessizliğe Mahkum Bir Blog
Fotoğraf
Henri Cartier-Bresson
5 Şub
Bugün Beyoğlu Tepebaşı’nda ki Pera Müzesi‘nde, Henri Cartier-Bresson‘un fotoğraf sergisini görmeye gittim.
Müzenin 4. ve 5. katlarında Cartier-Bresson’un fotoğrafları sergileniyor.
1908-2004 yılları arasında yaşamış ve 1931 yılında (23 yaşında) fotoğraf çekmeye başlamış. Her fotoğraflarında zor yakalanacak bir çok anı ölümsüzleştirmiş ve bir mesaj vermeye çalışmış.

1965 senesinde Istanbulda da bulunmuş ve Istanbulda çektiği fotoğraflardan 2 tanesi sergide sergileniyor. Yukarıdaki fotoğrafta bunlardan biri.
Sergi salonunun duvarlarında Bresson’un fotoğrafçılık hakkında söylediği bir çok söz de yazılmış.
Bunlardan benim de beğendiğim ve fikir olarak katıldığım sözlerinden bir kaçı;
Biz fotoğrafçıların işi, durmaksızın yok olan nesnelerdir ve bir kez yok oldular mı, onları geri getirecek hiçbir yöntem yoktur yeryüzünde. Bir belleği banyo edip, kağıda basamayız. Yazarın düşünecek zamanı vardır. Bir şeyi kabul edip vazgeçebilir, sonra yeniden kabul edebilir ve düşüncelerini kağıda dökmeden önce birçok anlamlı öğeyi birbirine bağlayabilir. Öte yandan beynin ‘unuttuğu’, ama düşüncelerin bilinçaltı tarafından düzene sokulduğu bir dönem de vardır. Ama fotoğrafçılar için, giden, sonsuza dek gitmiştir. Newyork, 1952
Benim için fotoğraf, saniye parçası kadar bir süre içinde, bir olayın anlamıyla, o olaya kendine özgü dışa vurumunu veren belirli bir biçimler düzeninin, aynı anda fark edilmesi demektir. Newyork, 1952
Fotoğraf çekmek, kafayı, gözü ve yüreği aynı nişan çizgisine yerleştirmek demektir. Paris, 1996
Benim için fotoğraf çekmek, bir anlama yoludur ve öbür görsel dışavurum biçimlerinden ayrı tutulamaz. Kendi özgünlüğünü kanıtlama ya da vurgulamanın bir biçimi değil, bir çığlık atma biçimidir, bir özgürleşme biçimidir. Bir yaşama biçimidir. Paris, 1996
1985′de H.C.B hakkında söylemiş bir söz;
Ölçüsüzlük bir an için insanı büyüleyebilir, ama zamanla katlanılmaz hale gelir. Yalnızca ölçülü şeyler, sırrını hiç bir zaman ele vermez.
Sergide fotoğraflar tarih sırasına göre dizili değil, öyle olunca tarihsel olayların ve fotoğrafçının gelişimi hakkında bir fikir elde edilemiyor. Tarih sırasında olmadan hangi unsura göre fotoğrafların dizildiğini anlayamadım.
Ayrıca ışıklandırmanın kötülüğünden, camlı çerçeveler hafif bir parlama yapıyordu ve fotoğrafların izlenmesini güçleştiriyordu…
Genel olarak, hem müze hem de sergilenen fotoğrafların güzelliği görülmeye değer.
Henri Cartier-Bresson’un çalışmaları 9 Nisan 2006 tarihine kadar müzede sergilenecekmiş…
Dipnot: Müzeye giriş ücretsiz, bi süre daha böyle devam eder herhalde…
Nikon D70s
28 Ağu
Canon‘a, menülerine, mesajlarına, çekim modlarına alışmışken şimdi de Nikon çıktı :p Babam kendisine Nikon D70s aldı, boş kaldıkça ben kullanıcam umarım :)
İlk defa bir DSLR kullanmanın verdiği acemeliği biraz atlattıktan sonra, alıştım sanırım. Şimdi tek problem stüdyoda hangi ayarlarla (diyafram, zoom vs.) başarılı sonuçlar elde edebileceğimizi görmekte.
Dışarı çıkıp, güzel çekimler yaparsam galeriye yüklerim ileride…
D70s’in yanına, stüdyo çekimlerinde de kullanılmak üzere AF Zoom-Nikkor 24-85mm f/2.8-4D IF zoomda var.
Loto çıksa ben de kendime bi Canon alıcam, umarım, yanında da 300mm tele-zoom ile…

Hikaye kitabı gibi, kullanım klavuzlarını okumak lazım, kafadan olaya giriştim ama aletin başına bi’ iş gelmesin :)
Döndüm…
21 Ağu
Yeniden merhaba…
Gitmeden önce dediğim gibi, bir kaç fotoğraf çektim ve bunları galerime yükledim.
Üzerinde pek uğraşılmaya gerek olmayan, Photoshop ile ufak tefek oynalamalar yapmaya gerek duymadığım fotoğraflarımı yükledim, geri kalanları ise vakit bulduğum bir zaman diliminde düzenleyip koyarım herhalde…
Yalnız, macro zoom, tele zoom ve geniş açı objektiflere çok ihtiyaç duyuyorum. Sayısal Loto‘dan da bir şeyler çıkmıyor, pffft… He bi de en önemlisi DSLR bi makina lazım, mümkünse Canon…
Noel Baba‘yı mı beklesem, ne yapsam, alt tarafı 132 gün kaldı yıl başına…
DeviantART
9 Ağu
Hmm, DeviantART.com‘u fotoğraflarımı toplu halde, adam gibi kategorilenmiş şekilde yayımlayabilmek için yaklaşık 1 yıldır kullanıyorum. 17 Ağustos 2004′de üye olmuşum, şunun şurasında 8 gün kaldı 1 yıl olmasına…
DeviantART, 2000 senesinde kurulmuş ve bir çok ‘sanatsal‘ faaliyete ve projeye ev sahipliği yapan, Dünya’daki bir çok yetenekli insanı bir araya getiren bir topluluk.
Bu aralar bi problem yaşıyorlar, üst kademelerde, yönetim kadrosunda, hatta isim babasıyla…
Onlarca yeni/eski yönetici var, bir çoğu bu konu üzerine uzuuun uzuuun yazılar yazmışlar, 2 takım halinde, herkes sürekli birbirini suçluyor gibi…
E şimdi konunun içinde pek olmadığım için, detaylı detaylı bütün yazılanları okumak lazım, ama nerdeeee…
Merakta etmiyorum değil, bi vakit bulsam okuyacağım hepsini…
Adamlar 5. yaşlarını kutluyorlar, ama bi şekilde aralarında bir anlaşmazlık oluşmuş durumda, ve bu durumun kullanıcıların arasında çözüme kavuşturulmaya çalışıyor olması siteye zarar veriyor.
Bir çok deviantart seveni olduğu gibi, sevmeyenleri de mevcut…
Bir ‘deviant‘ olarak, ‘devart‘larımı deviantart.com‘da yayımlamaktan memnunum…
Ahh bi Piyango Vursa…
7 Ağu
Şans yokki bende, şöyle bi güzel Sayısal Loto, Milli Piyango falan vursa, 1 trilyon bi ikramiye alsam…
Güzel olur dimi?
Gider bi güzel Canon fotoğraf makinaları alırım. Sonra balıkgözü ve geniş açı objektifler alırım.
Ayrıca madem bu kadar param var, makro objektif ve tele zum da alırım mis gibi. (300mm tercih edilir)
İşime yarayacak filtreleride aldım mı tamamdır…
Eee, okadar fotoğraf çekicem, sürüyle flash card taşımaktansa, bi tane de laptop ayarlarım artık.
Sonra da ver elini Anadolu…
Git gidebildiğin, gez gezebildiğin kadar…
Yazdı, kıştı, bahardı, dağ tepe dolaş… Çek sürüyle fotoğraf…
Zaten bu kadar şeyden sonra para falan kalmaz, sonra mutlu mesut hayatıma devam…
Ohh be, ne derler, hayali bile güzel…
Çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Miliiiii Piyangoooo….
HBK, Türkiye’de Fotoğrafçılık
7 Tem
Okan Bayülgen‘in sunduğu Herkes Bunu Konuşuyor‘da bu akşam ki konu Türkiye’de Fotoğrafçılık idi. Profesyonel olarak fotoğrafçılıkla uğraşan konuklarla iki saatlik kısa sayılabilicek bir program oldu…
Canlı yayımlanan programda; moda fotoğrafçısı Hasan Hüseyin, model ve moda editörü olan Ece Sükan‘ın fotoğraflarını çekti. Kurulan küçük bir stüdyoda, 22 mega pixel dijital makine ile çekilen fotoğraflar direk olarak bir laptop’a gönderildi, ve oradan da televizyon ekranına…
Programda Yaşar Atankazanır‘ın söylediği bir kaç şey ilgimi çekti;
Yapılan bir araştırmaya göre portre çekimi yapan bir fotoğrafçının diğer tarzlarda yaptığı fotoğraf çekimlerinde sağladığı başarı %70 imiş… Fakat, doğa, vahşi hayvan, sualtı vs. gibi türlerde başarılı olan fotoğrafçıların, portre dalında sağladıkları başarı %40mış. Bunun sebebinide portre fotoğrafçısının çok daha fazla detaya dikkat ettiğinden dolayı oluştuğundan bahsettiler…
Photoshop gibi fotoğraf manipülasyon programlarındaki renklerinde hiç bir zaman doğadaki renk tonlarıyla birebir aynı olamayacağından bahsedildi…
Her fotoğraf türü için, farklı makinelerin, farklı ekipmanların kullanılmasının gerekliliği ve önemi üzerildi duruldu…
Kısa bir program olduğu için, pek fazla zevkini çıkartamadım doğrusu, konuların üzerine pek detaylı sohbetler olmadı busefer…
Programın başlarında altta fotofunclub.com websitesinin adresi verildi, ben de reklam arasında girip şöyle bi baktım, ve program bitince üye olurum ve fotoğraflarımı gönderirim diye düşünmüştüm. Fakat öyle olmadı, en ucuz üyelik için 40 YTL istiyorlar… YUUUH ! diyorum sadece… ;)





