Müzik

‘Nazım’ Fazıl Say

Bu akşam BKM’nin Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlediği Nazım Hikmet Oratoryosu‘na gittim. Benim için gerçekten farklı bir deneyim oldu diyebilirim…

Aslında Fazıl Say‘ın ağırlıkta olduğu bir konser olmasını isterdim. Fazıl Say haricinde, Genco Erkal ve Zuhal Olcay‘da sahne aldılar. Bir diğer yakındığım nokta da Zuhal Olcay’ın gösteride çok çok az şarkı söylemesiydi. Hafif serin bir havada, hiç bir şey yapmadan uzun süre oturdu malesef…

Yaklaşık 1,5 saat kadar sürdü, hatta daha bile az, pek fazla böyle konserlere gitmediğim için belki bana garip geldi ama konseri çok kısa buldum.

Fazıl Say’a çocuk solistler, Bilkent Senfoni Orkestrası ve Kültür Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosu eşlik etti.

Şarkı söyleyen ufak kızın o ince ve yumuşak sesi gecede en çok etkilendiğim şey oldu. Hatta bir ara “lay, lay, laaa” şeklinde bir kısım söyledi, aynen korku/gerilim filmlerindeki müzikler gibiydi… Ayrıca Nazım’dan okuduğu şiir de çok korkunç ve etkileyici olduğu için böyle bir hisse kapılmış olabilirim.

Okuduğu şiir; (yavaş, yavaş, anlayarak okuyun daha önceden bilmiyorsanız)

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

(1956)

Kaynak: Milli Kütüphane

Gecede dikkatimi çeken ve rahatsız edici olan şeylerde vardı tabiiki.

Örneğin, çevredeki ses kirliliği böylesine sakin bir müziğin içine ediyordu. Yakın çevredeki bir başka açık hava eğlencesinden gelen hareketli parçalar bütün havayı birden bom b.k ediyordu. Buradan şu sonuç çıkıyorki, açık havada klasik müzik konserine gidilmez.

Diğer bir ses kirliliğini ise Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun kendi büfeleri yaratıyordu, fiş yazma ve kesme sesleri bir ara deli etti…

Sadece piyanoda yavaş bir parça çalınırken hoparlörlerden çıkan “ııızzzzzz” şeklindeki mekanik ses de müziğin içine eden başka bir unsurdu. Herhalde daha kaliteli bir sistem kurulsaydı böyle bir şey yaşanmazdı…

Özetle, ilginç bir akşamdı, iyiydi, hoştu, güzeldi her nekadar organizasyonda hatalar yapmış olsalarda…

Rimi Rimi Güüüm!!!

Rimi Rimi Ley patladı ! Hemde öyle, böyle değil, 24 katılımcı ülke arasında 13. olduk malesef…

Zaten aldığımız oylarda ‘siyasi’ ya da ‘dostluk’tan dolayı, yoksa şarkının ya da sahne performansının yüksek olduğundan dolayı almadık 92 puanı. Eurovision‘nun bir şarkı yarışması olduğunu söylecek olana bi tarafımla gülerim… Cem Yılmaz’ın reklamda dediği gibi, “Tamamen duygusal”, “Tamamen siyasi“…

Yunanistan‘ın ne şarkısını, ne de sahne performansını, ne de şarkıcının fiziksel güzelliğini beğendim, fakat adamlar aldıkları haksız oylar sayesinde birinci oldular. Zaten 2003′de bizim birinci olmamızdan sonra, illaki onların da birinci olması gerekiyordu.

Nasıl oldu da bize 0 (sıfır) puan veren Yunanistan’a biz 12 puan (en yüksek) verdik?! Diğer ülkelerden insanların söylediği tek şey var, “Türkiye, sadece Avrupa Birliği‘ne girebilmek için Yunanistanla dost olmaya çalışıyor” Türkiye’den verilen oyların halkın fikrini yansıtmadığını, bu işin içinde bir iş olduğunu düşünüyorum. Kulağa ‘komplo teorilerisi‘ gibi geliyor olabilir, ama olmayacak şeyde değil !

Bütün ülkelerin aldıkları puanları, ve Türkiye’ye verilen puanları görmek için eurovision.tv sitesine bakabilirsiniz.
Shiri Maimon (İsrail) Eurovision 2005
Ben oyumu İsrail‘den yana kullandım, çünkü hem müzik olarak beğendim, hem de Shiri Maimon‘u (İsrail’in temsilcisi) fiziksel olarak beğendim. Yunanlı Helena Paparizou ise hem çok kısa, hemde gözleri Maimon’un ki kadar güzel değil.

Dikkatimi çeken diğer bir konu ise diğer ülkelerden oylama sonuçları verenler ya manken, ya da daha önceden Eurovision’a katılmış şarkıcılardı. Neden bizden Sertap Erener ya da başka birisi bu sonuçları vermedi? Hani şöyle bi izlerken aklıma geldi…

Yarışmada dikkatimi çeken bir diğer olay ise neredeyse bütün ülkelerin sahnede davul kullanıyor olmasıydı. Belki davul haricinde bir isim veriliyordur ama ben bilmiyorum. Herkesde bir tokmak, sopa, davul, varil gibi malzemeler vardı. Romanya, zaten içinde zehirli atık olduğundan şüphelendiğim büyük sarı varillerle sahneye çıkmıştı.