Sinirlendim !

Windows XP imiş, hem de SP2 imiş

Sinirliyim...Kardeşimin bilgisayarına format atıp, tekrardan Windows XP Home Edition (SP2) kurmam gerekti…

Hiçbir zaman sorunsuz bir şekilde Windows ile uğraşamadığım için yine sorunlarla karşı karşıya kaldım.

Bilgisayar ile birlikte verilen XP kurulum CDsini boot edip, bir güzel kurulumu başlattım. İşte gerekli olan dosyalar CD’den bilgisayara aktarıldıktan sonra, kurulum Windows’u nereye yüklememi istediğimi sordu.

Sormaz olaydı !

XP kurulumu, sabit diski (HDD) görmüyordu! ENTER’a basmayı, belki bişeyler olur diye denemeye çalıştım, pat MAVİ ekran!

Mavi ekrandaki hatayı arattırdım Microsoft‘un sitesinde, diyor ki bana RAM’den şundan bundandır. İki tane 512 RAM’i teker teker çıkartarak denedim, yok olmuyor!

Sonradan nette aramalarım sonucunda XP kurulumunun Serial ATA (SATA) olarak bağlı sabit diskleri görmediğini öğrendim…

BIOS görüyor, sabit diskte hali hazırda olan XP paşa paşa çalışıyor, ama lanet XP kurulumu sabit diski görmemek için inat ediyor!

Kurulumun ilk aşamasında F6′ya bastıktan sonra sandım ki benden CD isteyecek bende bilgisayarla verilen CD’leri takıp deneyeceğim, artık hangisi tutarsa diye..

O da ne! XP kurulumu, SATA sabit diski kendisine tanıtmam için benden disket (floopy) istiyor!

Bilgisayarda disket sürücüsü olmayınca, XP kurulumu iyice işkenceye dönüştü. Kendi bilgisayarımdan disket sürücüsünü çıkartıp, kardeşiminkine taktım ve en sonunda kurulumu tamamlamayı başardım…

Sen kurulum CDsi yap, sabit disklerin sürücülerini içine koyma! Off offf…

Windows’muş, şeyimin windows’u…

Gel(e)meyen Poster Siparişim

PostaOda mobilyalarımın artık bana yetmemesi ve eskimesi sonucunda yeni çalışma masası, giysi dolabı, şifonyer ve kütüphane aldım…

Duvarımda kalan boşluğa da hoş bir fotoğraf arayışına girişmiştim, bu arada kendi çektiğim bir fotoğrafı asma fikride aklımdaydı…

İleride odama asabileceğim kalitede bir fotoğraf çekebilirsem, onu da diğer duvara asmaya karar verdim.

Internetten poster boyutunda fotoğraf alabilmek için çeşitli siteleri dolaştım ve ücret olarak da satın alabileceğim düzeyde fotoğraf satan Amerika merkezli bir siteye ulaştım.

Beğendiğim fotoğrafın siparişini 29 Aralıkta verdim ve sipariş takip numaram ile ne zaman baskıya gittiğini, ne zaman paketlendiğini ve ne zaman postaya verildiğini takip edebildim.

Aynı gün içerisinde postaya verildi ve elime ulaşmasını beklemeye başladım.

Postaya verilişinin üstünden 10 gün geçince, müşteri hizmetlerine e-posta atarak posterimin elime ulaşmadığını bildirdim. Gelen cevapta ise uluslararası teslimatların 10 iş günü sürebileceği, hatta 20 iş gününe kadar sürdüğünü söylediler…

Eğer yirmi iş günü içerisinde gelmez ise tekrardan kendileriyle iletişime geçmemi ve yeniden postalayacaklarını söylediler. Ve 22 Ocak’da da yirmi iş günü doldu.

Bu dönem içerisinde “Müşteri Memnuniyet Anketi” falan yolladılar ve tabii ki benden pek iyi not alamadılar.

22 Ocakta istedikleri gibi adres bilgilerimi tekrardan göndererek posterin yeniden postalamasını istedim ve dün yeniden postalandığına dair e-posta aldım.

İlk gönderimde normal posta ile göndermişlerdi ve söylediklerine göre posterim bizim gümrükte kalmış ya da PTT tarafından başına bir iş getirilmişti.

Şimdi ise posterim UPS ile geliyor ve bu sefer elimde postayı takip edebileceğim numaram da var.

Dünden beri poster Amerika‘da eyalet eyalet gezip durdu, şu anda ise Köln (Almanya) ‘e gidiyormuş… Bilgilerin içerisinde bir “EXPRESS” ibaresi var, sanırım normalden daha hızlı geliyor… Gelsin gelsin :)

UNUTMADIK !

27 Ocak 1973

Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos Bahadır DEMİR

22 Ekim 1975

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Daniş TUNALIGİL

24 Ekim 1975

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail EREZ ve makam şoförü Talip YENER

16 Şubat 1976

Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar CİRİT

9 Haziran 1977

Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Taha CARIM

2 Haziran 1978

Türkiye’nin Madrit Büyükelçisi Zeki KUNERALP’in eşi Necla KUNERALP ile emekli büyükelçi Beşir BALCIOĞLU

12 Ekim 1979

Hollanda’daki Türkiye Büyükelçisi Özdemir BENLER’in oğlu Ahmet BENLER

22 Aralık 1979

Türkiye’nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz ÇOLPAN

31 Temmuz 1980

Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip ÖZMEN ile 14 yaşındaki kızı Neslihan ÖZMEN

17 Aralık 1980

Türkiye’nin Avustralya Başkonsolosu Şarık ARIYAK ile koruma görevlisi Engin SEVER

4 Mart 1981

Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Reşat MORALI ile din görevlisi Tecelli ARI

9 Haziran 1981

Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosluğu Sözleşmeli Sekreteri Mehmet Savaş YERGÜZ

24 Eylül 1981

Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu güvenlik görevlisi Cemal ÖZEN

28 Ocak 1982

Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal ARIKAN

5 Mayıs 1982

Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan GÜNDÜZ

7 Haziran 1982

Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut AKBAY ve eşi Nadide AKBAY

27 Ağustos 1982

Türkiye’nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla ALTIKAT

9 Eylül 1982

Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora SÜELKAN

9 Mart 1983

Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Galip BALKAR

14 Temmuz 1983

Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun AKSOY

27 Temmuz 1983

Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği Müsteşarı Yurtsev MIHÇIOĞLU’nun eşi Cahide MIHÇIOĞLU

28 Nisan 1984

Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye YÖNDER’in eşi Işık YÖNDER

20 Haziran 1984

Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN

19 Kasım 1984

Türkiye’nin BM Temsilciliğinde görevli Evner ERGUN

7 Ekim 1991

Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ. Atina.

11 Aralık 1993

İdari Ataşe Çağlar YÜCEL. Bağdat.

4 Temmuz 1994

Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU. Atina.

Evet, kim mi bu isimler? Burada gördükleriniz ermeniler tarafından şehit edilen devlet görevlileri, bunların haricinde Ermenilerin saldırılarında ölmüş onlarca vatandaşımız ve yaralılar var.

(Saldırıların detaylarını buradan okuyabilirsiniz.)

Hepimiz Hrant Dinkiz” diyorlar, peki ozaman;

BEN DE Mehmet BAYDAR’ım, Bahadır DEMİR’im, İsmail EREZ’im, Talip YENER’im, Oktar CİRİT’im, Taha CARIM’ım, Necla KUNERALP’im, Beşir BALCIOĞLU’yum, Ahmet BENLER’im, Yılmaz ÇOLPAN’ım, Galip ÖZMEN’im, Neslihan ÖZMEN’im, Şarık ARIYAK’ım, Engin SEVER’im, Reşat MORALI’yım, Tecelli ARI’yım, Mehmet Savaş YERGÜZ’üm, Cemal ÖZEN’im, Kemal ARIKAN’ım, Orhan GÜNDÜZ’üm, Erkut AKBAY’ım, Nadide AKBAY’ım, Atilla ALTIKAT’ım, Bora SÜELKAN’ım, Galip BALKAR’ım, Dursun AKSOY’um, Cahide MIHÇIOĞLU’yum, Işık YÖNDER’im, Erdoğan ÖZEN’im, Evner ERGUN’üm, Çetin GÖRGÜ’yüm, Çağlar YÜCEL’im, Haluk SİPAHİOĞLU’yum…

Aşağıdaki gazete küpürlerini de incelemenizi öneririm…

Ermeni Katliamı Ermeni Katliamı Ermeni Katliamı Ermeni Katliamı

Ayrıca İngilizceniz yeterli ise bu sitedeki herşeyi okumanızı da öneririm, ayrıca burada da öldürülen diplomatların fotoğrafları ve detaylı bilgiler bulunuyor.

IKEA’dan Şikayetçiyim

IKEA LogoÇalışma masamı IKEA‘dan aldıktan sonra şifonyer ve giysi dolabı (gardırop) almak için tekrardan IKEA’ya gittim…

Dolabın kasası, kapağı ve iç aksesuarlarını seçtikten sonra soluğu fiyat çıkartması ve ürünlerin ellerinde bulunup bulunmadığını öğrenmek için satış temsilcisinin yanına gittim.

Malesef ki dolabın kapakları ellerinde olmasına rağmen dolabın kasası stoklarında yoktu ve rezervasyon yaptırırsam eve ücretsiz olarak ellerinde olmayan malları gönderebileceklerini söylediler.

Bir daha gel/git olmaması için, ücretsiz olarak eve getirecekleri için ve ödemeyi kapıda yapabileceğim için rezervasyon yaptırdım.

Ancak ellerinde bulunan kapakları almam gerekiyordu, kapaklarla birlikte dolabın kasasını aynı anda, ücretsiz olarak göndermiyorlar…

Neyse, tamam dedim, şifonyerimi ve gardırobun kapaklarını satın alarak ve 1 hafta sonrada gardırobun kasasının geleceğini umarak IKEA’dan ayrıldım.

1 hafta geçti ses çıkmayınca müşteri hizmetlerini aradım, rezervasyonumun durumunu sordum, “gelince arkadaşlar sizi arayacak” dediler.

2 hafta geçti, tekrar aradım, yine aynı cevapla karşılaştım.

Odamda karton kutuları içerisinde iki tane kocaman kapak duruyor, ancak gardırobun kasası ortalıkta yok!

Rezervasyonumun durumunu soruyorum, kaçıncı sırada olduğumu soruyorum, benden önce alacak olan var mı diye soruyorum, şu anda stoğunuzda var mı diye soruyorum, ama telefonun diğer ucundakiler bu bilgileri göremediklerini söylüyorlar! Nasıl bir sistemdir bu???
Rezervasyonun üzerinden 3 hafta geçince, araştırmaya koyuldum.

Öncelikle sikayetvar.com‘da IKEA ile alakalı şikayetleri inceledim… O da ne?? Benim gibi rezervasyonunu gelmesini bekleyen bir çok kişi var!

Tekrar müşteri hizmetlerini aradım ve tekrar “arkadaşlar mallar gelince sizi arayacak” cevabıyla karşılaşınca kendimi kaybettim…

Rezervasyon numaramı sormadan, beklediğim ürünlerin durumuna bakmadan, ezbere tekrar bu cevabı verdiler! Odamda kocaman iki kapak durduğunu, IKEA’nın böyle bir gecikmenin olduğunu müşterisine neden haber vermediğini, neden benim sürekli arayarak sormak zorunda olduğumu sordum.

Aldığım cevapların hiç biri tatmin edici olmadı. En sonunda “peki ben şikayetimi nereye bildirebilirim” diye sordum.

Artık canıma tak etti, şikayetçiydim ve şikayet etmeliydim.

Biz şikayetinizi kayıt altına aldık” cevabı da hiç güvenilir gelmeyince “Peki ozaman, şikayetimin durumunu takip etmek için şikayet numaramı alabilir miyim?” diye sordum.

Böyle bir numara yok, ben müşteri temsilcisine bildiriyorum, arkadaşlar sizi arayacaklar” cevabı üzerine telefonla konuştuğum beyfendinin ismini not ettim ve beklemeye başladım…

Bu konuşmadan 1-2 saat kadar sonra 20.00 gibi cep telefonumdan arandım, dolabımın geldiğini, sadece aksesuvarların eksik olduğunu öğrendim ve hemen dolabın kasasının gönderilmesini istedim. 2 gün sonra dolabım elime ulaştı…

Sonuç; IKEA’dan rezervasyonla ürün aldığınız zaman sürekli arayın, peşine düşün, şikayet edin, yoksa aylarca bekletiyorlar…

Aradım, buldum…

Bu akşamki haberlerde belki izlemişsinizdir, izlemediyseniz Milli Eğitim Bakanı Çelik‘in bugün yaptıklarını buradan okuyabilirsiniz.

Okumaktan üşenenlere özet;

Öğretmen adayı kadro açılmamasından, kendileri hakkında hiç bir işlem yapılmamasından yakınıyor, şikayetini Milli Eğitim Bakanı’na iletiyor. Konuşmanın sonu böyle bitiyor;

Şen: Ben hakkımı arıyorum.
Bakan Çelik: Git ara, nerede ararsan ara.

Bakanımızı bu zeka dolu cevabından dolayı tebrik ediyor ve alkışlıyorum; ŞAK, ŞAK, ŞAK.

Bakan ortamdan kaçtıktan sonra, abisi üstüne ne vazife oluyorsa muhabbete giriyor… E abi tabii, kardeşini savunuyor…

Neyse, bakana şikeyetini ileten Niyazi Şen klasik olarak polisler tarafından göz altına alınırken, çok doğru bir şey söylüyor;

“Bakanın kardeşinden de küfür yedik. Başbakanları da küfürbaz, onlar da küfürbaz. Bunlar Başbakanlarından öğrenmişler”

Ne demişler; imam osurursa, cemaat sıçar.

Konuyla alakalı, Penguen’in 5 ocakda yayımlanan kapağı;

Penguen Kapak - 05 Ocak

Dip not: osurmak ve sıçmak fiillerini açık açık kullandığım için beni ayıplayacak olanlar Hasan Pulur‘un bugünkü “Bok” üstüne çeşitleme… başlıklı yazısını okusunlar.