Ozan Güven
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
5 Kas
256.68 tane kutu Coca-Cola, 87.27 tane Espresso, 229.66 kutu Pepsi-Cola, Starbucks’ın Caffe Latte (küçük boy)’dan 249.34 tane içersem kafein komasına girip ölürmüşüm…
energyfiend.com adresinden kilo ve içeceği seçip, bakın bakalım kaç tane, ne sizi öldürüyormuş :)
Kahve içesim geldi bi’ an…
2 Kas
Bu işten de nefret, nefret, nefret etmeye başladım…
Farklı farklı GSM operatörlerinden hatlar alıp kullananlara uyuz olmaya başladım, adamın 3 farklı şirketten 3 farklı hattı var, e çüş…
2 hattı olupta, iki hattın aynı anda kullanılmasını sağlayan aparatı kullananlar ya da yanlarında iki tane telefon taşıyanlara lafım yok. Ama birini kapatıp, diğerini kullananlar deli ediyor adamı…
Mesaj atacağım ya da arayacağım zaman hangi numarayı kullanacağıma neden tereddüt etmek zorundayım?
Kapalı olan hattına mesaj atıp ulaşmayınca, neden tekrar diğer hattına mesajı atmak zorunda kalayım ki?
Bir kişinin altına neden iki, üç telefon yazıp, telefonumun hafızasını doldurmak zorunda kalıyorum?
Bu gidişle yalnız bir hat kullananlara tapmaya başlayacağım yakında…
Dip Not: Onlar kullanmaktan vazgeçmeyecek, ben de onlardan nefret etmekten…
1 Kas
Geçen aylarda bi sabah açtım bilgisayarı, XP logosu çıkar çıkmaz resetlemeye başladı alet kendisini. Bir gece öncesinde sapa sağlam çalışan makine, bir anda çoştu.
Problemi çözmek için Safe Mode‘da açtım, ardından Safe Mode with Network Support ile açmayı denedim, öyle açılmayınca anladım ki olay ‘network‘ alakalı. Hemen çıkarttım ethernet kartını, XP güzel güzel açıldı.
Tekrar takma girişimlerimin ardından, elimdeki yedek ethernetle denedim yine olmadı, dedim slotda mı bir şey var. Slot değiştirdim, gene aynı sorun;
DRIVER_IRQL_NOT_LESS_OR_EQUAL
diyor ve NDIS.sys‘den bahsediyor…
O zaman pek uğraşamadan modemimi USB‘den bağlayıp, idare ettim. Son bir kaç gündür, olayın üstüne gittim…
Google ve Yahoo‘da aratmama rağmen, benimle birlikte aynı problemi yaşayan insanların sorularından başka bir şey bulamadım. Ortada bir çözüm yoktu!
Device Manager‘dan gizli olan donanımları göstermesini isteyince olay anlaşıldı. Onlarca ethernet kartı ve ne olduğunu bilmediğim sürüyle şey çıktı. Lanet şeyler, kaldırılamıyor da…
Açtım Safe Mode‘u, girdim Device Manager‘a, “kaldır” dedikçe bana;
Failed to uninstall the device. The device may be required to boot up the computer.
diyor. Kaldırıp camdan aşağıya atıyordum. Safe Modda açmışım, admin olarak girmişim, ama gel gör ki donanımları kaldıramıyorum !
En kökten çözüm, açtım Registry Editor‘ü, buldum bütün network kartlarını ve sildim parametlerini falan. Biliyorum çok sakat bir çözüm oldu, ama yapmam lazımdı.
Bu işlemden sonra XP, ethernet kartı takılıyken açılmaya başladı, en sonunda… Ama etherneti yanlış tanıyordu, driverlarını düzenlememe izin vermiyordu, ve bir yerden sonra gene IRQ problemi verip, beni delirtiyordu.
Daha fazla dayanamadım, direk formatlayıp, XP’i baştan kuracaktım…
Aldım bütün yedeklerimi, sonra aklıma geldi XP’i tekrar üstüne kurmak. (yine pek hoşlanmadım bu yaptığımdan)
XP üstüne, tekrar XP kurdum; ama ne oldu dersiniz? Kurulum sırasında hata verdi, canım windowsum benim…
Sonuca gelelim; uzun cebelleşmelerden sonra, XP ethernetimi adam gibi tanıdı, ben de biraz mutlu oldum…
Bir maceranın daha sonuna geldik…
Şeytan diyor, yaz kendi işletim sistemini, takıl rahat rahat ;)
31 Eki
Nisan 2006‘da kurulması planlanan Leo kulübünün dün gerçekleştirilen 2nci tanışma toplantısında Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Kürşat Alnıaçık “Yaşam İçinde Sorumluluklarımız” konulu bir konuşma yaptı.
Tiyatro oyuncusu olması ve seslendirme yapıyor olmasından dolayı sesini çok çok iyi kullanıyordu ve kendisini dinlemek büyük bir zevkti…
Konuşmanın başlarında Nobel ödülü sahibi Alexis Carrel‘in bir söylevinden bahsetti,
“İnsanın olgunlaşması için mutlaka acılarla yoğrulması gerekir, çünkü o hem taş, hem de heykeltıraştır.”
…
Kendini ne kadar iyi yontarsa, hayatın darbelerine karşı o kadar dayanıklı olur. Bu cesaret ve öz güven gerektirir.
…
Ardından Confucius‘un bir diğer söylevi;
“İnsanlardaki üç büyük erdem: Cesaret, akıllılık ve dürüstlüktür.”
İdare edilecek üç şey:
Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz.
Sevilecek üç şey:
Cesaret, nezaket, yardım.Nefret edilecek üç şey:
Kin, kibir, nankörlük.İstenen üç şey:
Sağlık, dostluk, engin bir ruh.Uğrunda savaşılacak üç şey:
Şerefimiz, evimiz, memleketimiz.Düşünülecek üç şey:
Hayat, ölüm, sonsuzluk.
…
Sevgi, sevgi üreten bir güçtür. Eğer sevgimiz sevgi doğuramıyor ise, seven kişi olarak yaşamımızı ortaya koyuyor ama sevilen kişi olamıyorsak, sevgimiz güçsüz demektir.Kişi, uğrunda emek harcadığı şeyleri sever ve kişi sevdiği şeyler için emek harcar. Sevgi etken bir ilgidir. Eğer bu etken ilgi yoksa, sevgide yoktur
…
Karşılıklı hiçbir menfaat beklemeden sevmeyi, birbirimize güvenmeyi öğrenebildik mi? Ne kadar özverili, ne kadar toleranslı ve ne kadar bağışlayıcıyız? Birbirimizin eşit olduğunu, din, dil, ırk gözetmemeyi, mevki, kudret ve zenginliğin bir ayrıcalık yaratmadığını öğrenebildik mi? Birbirimizle samimi olarak dost ve arkadaş olabilmek için faziletli olma yolunda kendimizi yontmaya devam ediyor muyuz, yoksa dostluğu bir iş ortaklığı olarak mı görmekteyiz? Birbirimizle ve birbirimizin sorunları ile ne kadar ilgiliyiz? En önemlisi birbirimizi, kendimizi ne kadar tanıyoruz? Kötülükleri yenebilmek için sosyal sefaletlerin sebeplerini ve bunların ortadan ne şekilde kaldırılacağı konularını inceliyor muyuz? Hürriyet ve bağımsızlığı anlamlı hale getirmek için, dürüstlük, adalet, çalışkanlık ve kardeşlik ilkelerini ön planda tutuyor, hürriyetin olmadığı yerde adaletin de olmayacağını kavrayabiliyor muyuz?
“Sabır, tahammül, iyilik, doğruluk, sevgi, şevkat, tolerans, sağduyu, adalet, güven, tevazu ve sorumluluk tüm yaşamımız boyunca O’nu bulma yolunda bizimle olsun.”
30 Eki
Bizim basın adam gibi iş yapamıyor, heryerde saatlerin saat 02:00‘da bir saat geri alınması gerektiğinden bahsediliyor. Ben de daha önceden bir yerlerde okumuştum, aslında bu yanlış bir uygulama !
Avrupa Birliği kararınca (ve biz de uyguluyoruz) Avrupa ülkelerinde yaz saati uygulaması Mart ayının son pazar günü başlıyor ve Ekim ayının son pazar günü sona eriyor.
Bunun içinde kararlaştırılan saat UTC zaman diliminde 01:00 olarak belirlenmiş. Yani UTC olarak saatler 01:00′ı gösterdiği zaman ileri ya da geri alma işlemini uygulamamız gerekiyor.
Türkiye’de yaz döneminde UTC+3, kışları ise UTC+2 saat diliminde yer alıyor.
Buna göre yaz saati uygulaması olduğu zamanlarda saat 04:00‘da, olmadığı zamanlarda da 03:00‘da saatlerimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Örnekle açıklamak gerekirse;
27 Mart 2005, Pazar günü saat 03:00′da saatlerimizi 1 saat ileri aldık ve yaz saati uygulamasına başladık.
30 Ekim 2005, Pazar günü (yani bugün) ise saat 04:00′da saatlerimizi 1 saat geri almamız gerekiyor.
timeanddate.com adresinde de Türkiye için yazdıkları saatlerde benim dediklerimi doğruluyor.
Herhangi bir karışıklığa sebep olmadan, adam gibi standartlara uysak ne zararımız olur?
Aynı hatayı yapanlar;
ntvmsnbc.com
cnnturk.com.tr
hurriyet.com.tr
ve bir çoğu…
29 Eki
jonefe‘nin Ağustos ayında yazdığı “neden oraya buraya sarki sözü yazmamaliyiz?” yazısı;
cunku onlari oraya koyma istegimiz sözlerden cok o sarkinin melodisinin bizim icimizde uyandirdigi duygulardan geliyor. bütün sarkidan geliyor. sarkiyi bilmeyen bir insan ayni seyi hissedemez. bana sözlerini begendiginizi söyleyebilirsiniz ama bence, mesela örnek olarak söylüyorum, “to be yourself is all that you can do” yazan biri, aklina sözlerden cok, o sözlerin söylendigi melodiyi getiriyordur. ayni sey infolara, cörNILLara yazilan sarki sözleri icin de gecerli. özellikle yabanci sarkilarda…
bir dahaki sefere yazasiniz geldiginde düsünün hangisi. eger sözler sizce tek basina yeterliyse o zaman diyecek bir seyim yok.
Bu şarkı sözü yazma olayı sürekli karşılaştığım bir durum.
Eskiden ICQ popülerdi, herkes ICQ infosunda gerekli gereksiz her yere şarkı sözü yazıyordu.
IRC‘de sürekli şarkı sözleri kanallara kopyala/yapıştır yöntemiyle yazılıyor, muhabbetin içine ediyor.
MSN‘in eski sürümlerinde millet rumuzlarını değiştirip şarkı sözleri yazıyordu, sonra kimseyi tanıyamıyorduk.
Şimdi MSN’de rumuzun yanında yazı yazılacak yer yaptılar, herkes şarkı sözlerini oraya yazıyo artık, bir nebze iyi oldu.
Yukarıdaki yazıda anlatıldığı gibi, ben o sözleri okuyunca hiç bir şey hissetmiyorum, bana hiç bir etkisi olmuyor, boşa laga luga…
Şu MSN’e bir de listedekilerin isimlerini değiştirme özelliği koysalar öyle mutlu olacağım ki, şimdilik bir eklenti ile bu işi hallediyorum.
Garip garip nickler, sabitte kalmıyor ki, çorap değiştirir gibi hergün nick değiştiren manyaklar da var. Kimin kim olduğunu anlamak için herkesin ismini değiştirip gerçek adlarını yazıyorum, kafam rahat ediyor.
MSN’de listemize kimin eklenip eklenmeyeceğine kendimiz karar verdiğimize göre, neden gerçek ismimi yazmaktan çekineyim ki? Siz de korkmayın, yazın adınızı adam gibi, mümkünse ilk harfi büyük, geri kalanı küçük olsun, garip garip karakterler olmasın… Örn: Ozan
Terslik bende mi, yoksa insanlar mı bi’ garip anlamıyorum :)