Ozan Güven
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
28 Nis
Bu akşam HBK‘da sunucuların Türkçe’yi düzgün kullanmaları konusu işlendi ve sadece sunucular ile sınırlı kalınmadan Türkçe’nin gelişimi, yapılması gerekenler ve yapılanlar hakkında konuşuldu.
HBK’yı bilmeyenler için kısa açıklama;
Okan Bayülgen ve ekibi tarafından hazırlanan program, her perşembe günü saat 20:30′da NTV‘de canlı olarak yayınlanıyor.
Programın konukları ise;
Vj Bülent ve Serap Ezgü zaten bütün program boyunca çok az konuştular, zaten masanın etrafı boş kalmasın diye davet edilmişti bu ikili.
Hakkı Devrim, TDK Başkanına; yabancı kelimelerin okunduğu gibi mi, yoksa özgün haliylemi yazılması gerektiğini sordu. Bu da aslında benimde sıkça karşılaştığım bir problem, ben kesinlikle okunduğu gibi yazılmasından hoşlanmıyorum. ‘server’ yazıcam diyelim, bunu ‘sörvır’ olarak yazmaktansa özgün haliyle yazmak daha akıllıca. Şükrü Haluk Akalın’da bu soruya yabancı kelimenin Türkçe karşılığını yazmanın daha doğru olacagını söyledi, yani ‘server’ yerine ‘sunucu’ yazılmasının uygun olduğunu belirtti.
Ben kendim teknik dokümanları tercüme ederken terimleri olabildiğince Türkçeye çevirmeye çalışıyorum, fakat taiiki bazı durumlarda benim kelime bilgim yeterli olmuyor ya da çıkan çeviriler çok saçma olabiliyor. Bir doküman Türkçeye çevrilirken, heleki bu bir yardım ya da kullanım klavuzu ise en önemli özellik ‘anlaşılabilir’ olmasıdır. Bunun için direk Türkçe’ye çevirdiğim ve anlaşılmasında problem çıkabilecek kelimelerin yabancı karşılıklarını parantez içerisinde yazıyorum.
Programda dikkatimi çeken diğer bir konu ise, TDK Başkanının ‘W’ gibi yabancı harflerin Türkçe’ye girmesine karşı olduğu idi ve TDK’nin internet sitesinin adresini verirken www ön ekini kullanmadıklarını açıkladı. Yani TDK’nin internet sitesinin adresi; tdk.gov.tr
Artık bir çok site bu özelliği taşıyor, bazen tek tük www kullanmadan girilen adreslerde problem yaşanabiliyor ama çoğunluğunda problem yok. Örneğin benim siteme de ozanguven.com.tr yazarak ulaşabilirsiniz.
Programa telefon bağlantısıyla katılan bir izleyici ise sinanoglu.net sitesinin varlığından bahsetti, bu site Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun resmi sitesi değilmiş, sadece O’nun fikirlerini savunan ve bunları daha büyük kitlelere yaymak amacında olanların kurduğu bir internet sitesi. Bu sitede Sinanoğlu’nun Türkçe üzerine yazdığı bir çok makale bulunmakta, ve çok yararlı bir siteye benziyor.
Şu sınavlarım bi geçsin, detaylı inceleyeceğim.
26 Nis
Arçelik’in cep telefonunun (AC 830) reklam filmini mutlaka izlemişsinizdir, hani Arçelik’in maskotu Çelik elinde cep telefonu ile fotoğraf çekiyor… İşte bu reklamı ilk izlediğimde, bir cep telefonunun nekadar abartılabileceğini görmüş oldum.
Reklamda, Çelik kitap okurken birden çok güzel bir kelebek görüyor ve fotoğrafını çekmek istiyor. Elindeki kitabi havaya fırlatıp, kitap geri düşene kadar cep telefonu ile iki tane fotoğraf çekiyor. Kitabın havadaki yolculuğu gerçek hayatta 3-5 saniye kadar sürer, hadi Çelik’in hatrına 10 saniye diyelim. Bu 10 saniyede Çelik neler yapıyor;
İlk önce uçan kelebeği çok net ve yakından bir fotografını çekiyor. Gerçek hayatta profesyonel fotograf makinalarına ve ek donanımla ancak yapılabilecek bir ‘makro’ çekimi, (hemde uçan bir kelebek!) Çelik için hiç problem değil. Çünkü Çelik’in elinde Arçelik marka bir cep telefonu var!
Ne olur söyleyin, gerçek amacı telefon görüşmesi yapmaya yarayan bir aygıt, ne kadar kaliteli fotoğraf çekebilir?
Daha sonra kelebek Çelik’in başına konuyor ve Çelik kendi kendisini fotoğrafını çekiyor, ve uzaya kadar fırlattığı kitap eline geri dönüyor ve biz de bu muhteşem (!) cep telefonu karşısında şok oluyoruz.

Bukadar kısa sürede, hareketli bir cismi, çok yakından, çok net bir şekilde hemde bir cep telefonu ile çekebilmek imkansız! Kendi kendime “bu reklam tam anlamıyla tüketiciyi kandırıyor” derken, aklıma RÖK geldi.
15 Nisan’da RÖK’un websitesinden şikayet dilekçemi yazıp, gönderdim, bugün aşağıdaki cevap geldi;
Sayın Ozan Güven,
Kurulumuza Arçelik Cep Telefonu reklam filmi ile ilgili olarak yaptığınız başvuru değerlendirilmiş ve aşağıdaki sonuca varılmıştır;
“Reklam filminde cep telefonunun belli özelliklerini ön plana çıkarmak ve bunları tüketiciye aktarmak amacıyla kullanılan anlatım reklamın doğal abartısı olarak görüldüğünden tüketiciyi yanıltıcı nitelikte bulunmamıştır. Bu nedenle reklam filminin bu haliyle yayınlanmasında bir sakınca görülmemiştir.”
Kurul görüşünü bilginize sunarız.
Saygılarımızla,
Çetin Ziylan
Reklam Özdenetim Kurulu adına
Başkan
RÖK’ün ‘doğal abartma’ anlayışı bu ise, daha ne diyebilirim ki..
Yuh, yani yuh! Daha ne abartacaklar!
Eylemlerim devam edecek…
23 Nis
Bu sabah yatakta gözlerimi açana kadar çok mutluydum, fakat bu mutluluk kendini daha sonra bir ikileme bıraktı. Acaba çok güzel bir rüya gördüğüm için sevinmeli miyim, yoksa bu rüyadaki olayların gerçek olmadığına üzülmeli miyim…
Bazen öyle rüyalar görüyorumki uyandığımda ‘ohh, gerçek değilmiş’ dedirtiyor, örneğin bir problemle karşılaşıyorum, birçok çözüm yöntemi denememe rağmen bir türlü kurtulamıyorum. Ölecekmiş gibi nefesim kesiliyor, sıkıntı, sıkıntı… Sonra bir hışımla ‘uyanmalıyım, aç gözlerini’ diyorum sanki kendi kendime, ve bir anda büyük bir rahatlama…
Rüyalarımda ilginç simgeler görmüyorum, sürekli ya mantıklı ya da saçma sapan olaylar yaşıyorum, rüyalarında beni gören arkadaşlarım da genelde beni ağlarken gördüklerini söylüyorlar, hernedense…
Araştırmalara göre rüyalar 90 saniyeden uzun olmuyormuş, fakat bu kadar kısa süre içerisinde, dakikalarca anlatabileceğim rüyalar görebiliyor olmam bana herzaman ilginç gelmiştir.
Ayrıca okuduğum kadarıyla, herkes rüya görüyormuş, fakat problem gördüklerini hatırlayamamalarıymış, gerçekten de rüyalarını hatırlayamayan insanlara çok üzülüyorum…
21 Nis
Oscar ödülleri verilmeden önce, popüler sinema portalı beyazperde.com ‘Oscar Toto’ adında bir yarışma düzenlemişti. Yarışmanın üzerinden yaklaşık 2 ay kadar geçti, doğal olarakta yarışmaya katıldığımı unuttum ve websitesinden takip etmedim.
Dün “Haftalık Dergisi” sinema yazarı Murat Emir Eren‘in gönderdiği e-posta ile yarışma sonucunda ödül kazandığımın farkına vardım :) Aslında ödül kazandığıma dair bir e-posta gönderilmesini beklemiştim, fakat böyle bir şey yapmamışlar. Emir Bey’in gönderdiği e-posta sonrasında beyazperde.com‘da şöyle bir araştırdım ki ‘Spiderman-2 Soundtrack Albüm’ kazanan elli kişiden birisi benim…
Bana gelen e-postadan alıntı;
Ödülleriniz posta yoluyla ellerinize ulaştırıldığından postadaki gecikme, kaybolma, adreste bulunamama gibi durumlarda ne yazık ki elimizden bir şey gelmiyor. Ancak yine de hediyeleriniz size ulaştıkça haber verirseniz ya da sizlere ulaşmayan hediyelerinizi bana bu mail adresinden bildirirseniz seviniriz…
4 Nisan haftasında postalanan albümüm henüz elime ulaşmadı, umarım başına bir iş gelmemiştir, Emir Bey’e e-posta gönderip haber verdim, bakalım ödülüme kavuşabilecek miyim…
18 Nis
Akşam maillerimi bi kontrol edeyim dedim, arka arkaya bir sürü mail gelmiş, herkes soruyor/soruşturuyor/anlatıyor…
Undernet‘de bir sebepten ötürü bütün kullanicilar g-line yemiş, yani herkes sunuculardan atılmış… Sürekli 100 bin’den fazla kullanıcıya sahip olan bir IRC ağında bir anda herkesin atılmış olması doğal olarak panik yaratıyor.
Herneyse, duruma müdahale etmek, gerekli işlemleri yapmak, ve olanı biteni görmek için ben de hemen giriş yaptım, tam bir kaos ile karşılaştım diyebilirim…
Kanallar birbirine girmiş, sunucular kopmuş, her sunucu kafasına göre iş yapıyor vs..vs..
Neyse, olaydan 2 saat kadar sonra her şey bir düzene girmeye başladi, ama hala aksakliklar söz konusu, henüz yapılan resmi bir açıklamada yok.
Hemen herkes bir şifre çalındığı, hesapların hacklendiği dedikodusunu yaymaya başladı, herhalde bu çok daha eğlenceli bir sebep insanlar için, çok daha janjanlı bir sebep…
Bu yanlışlıkla yapılmış olabilir, güncelleme sırasında meydana gelmiş olabilir, sunucular arasındaki bağlantıda oluşan bir kopukluk sonucu oluşmuş olabilir…
Bir çok seçenek var…
Sonuç;
Bizler birer Undernet fanatiğiyiz, Undernetsiz kendimizi kötü hissediyoruz, hastayız biz hasta…
17 Nis
Bugün 10. Fotoğraf ve Dijital Görüntüleme Teknolojileri Fuarına gittim, ve her nedense giriş ücretsiz olmasına rağmen aşırı bir kalabalık yoktu. Ayrıca çok fazla da gürültü kirliliği yoktu, bazı fuarlarda gürültü ve kalabalıktan neye baktığımı, ne yaptığımı şaşırıyorum. Neyse, bugün hem rahat rahat dolaşabildik, hem de bilgi alabildik.
Canon standında yeni çıkan EOS 350D modeli çok fazla rağbet görüyordu, ben de SLR bir makina istediğim için (fakat alacak para yok :P ) 350D ile yakından ilgilendim… Bizim istediğimiz özellikleriyle beraber bu yeni model yaklaşık 1600 Euro değerinde.
Sony standinda direk DVD’ye çekim yapabilen kameralar tanıtılıyordu; yakında da Sony (iPod gibi) direk olarak harddisk’e kayıt eden kamerasını piyasaya sürecekmiş. Zaten her türlü elektronik aletin yaklaşık 3-5 sene sonra çıkacak modelleri kendi raflarında duruyor. Bütün firmalar bir anda yüksek teknolojiyi sunacaklarına, doğal olarak yavaş yavaş ürünlerini satışa çıkartıyorlar ki sürekli insanları yolabilsinler…
Fotoğraf makinam ve flash kartlarımda bütün baskı yapabileceğim kioskları dolaştım sanırım :) Kodak, Agfa, Fuji, ve diğer baskı makinası satan kuruluşların fuarda tanıttıkları makinalarında bir sürü çektiğim fotoğraflarımı bastırdım… Bi dahakine daha hazırlıklı gitmeyi planlıyorum, her iki flash kartımı doldurup, bir tane de CD hazırlayıp öyle bir ziyaret edicem standları…
