Ahh Efes Ah!

kategori: Sinirlendim !|Spor

14 Nis 2005

Euroleague‘de ÅŸerefsiz rum takımı panathinaikos, Efes Pilsen‘i 84-76 yendi, malesef. Zaten moralim pek iyi deÄŸildi, belki bu maçı izleyerek kendime gelirim diye düşünmüştüm, fakat ne oldu, rezil ettiler maçı… :(

Fark, Son çeyrekte yirmi sayıdan, altı sayıya kadar düştü, fakat yine de oyunu çeviremediler, ben de ekran karşısında çıldırdım. BaÅŸka bir milletin takımı olsa bu kadar üzülmezdim, ama yunanistan olunca iÅŸ deÄŸiÅŸiyor benim için, tam bir rum düşmanıyım…

İbrahim Kutluay bilmeyenler için söyliyeyim panathinaikos takımında oynuyor, ve bu maçta bir çok üçlük attı, tabii sonucunda ne oldu tahmin edin bakalım.
Sürekli olarak; anasına, ebesine, kendisine ve tribünde maçı izleyen Demet Åžener’e bir sürü küfür edildi benim tarafımdan. Zaten İbrahim adam olsaydı Türkiye’de fenerbahçede oynamazdı…

En azından küfür ederek deşarj oldum ekran karşısında. Bu aralar Sayısal Loto oynuyorum, para çıkarsa uzun mevziili nükleer başlıklı füze alıp yunanistana sallıcam bir tane.

Özet;

Kızdım, çok kızdım!

Bahar da Geldi…

kategori: Güncel

13 Nis 2005

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan Veli Kanık

Havalar güzelleÅŸti saÄŸdan soldan aÅŸk hikayeleri, teklifler, itiraflar duyulmaya baÅŸlandı; bunlardan memnun olanda var, olmayanda… Sinirden boynuna aÄŸrı girenlere lafım… :)

İki kanka arasındaki iliÅŸki arkadaÅŸlıktan öteye gidip, tek taraflı aÅŸk olunca, o dostluk direk bozuluyor, kaçarı yok… Hep böyle oldu, böyle de gidiyor…

Sütten aÄŸzı yananın da, yoÄŸurdu üfleyerek yediÄŸi bir gerçek; çünkü bu durumu ben yaşıyorum sanki, sonumuz hayır olsun…

Bazen diyorum Türkiye’de olacak iÅŸ deÄŸil, gideyim Norveç’e, zaten bekleyenlerim var orada; Norveç kızlarının hepsi beni bekliyormuÅŸ diye bir duyum aldım zaten. Bilhassa kuzey bölgelere gidicem, genç nüfus az olunca herkes birbirini tanıyormuÅŸ oralarda, düşünün iÅŸte, erkek az, tüketmiÅŸler/tükenmiÅŸler…
Çok yoÄŸun baskı var üzerimde Norveç’e gitmem için, bakalım, ileriki günler ne gösterecek…

Neyse yaÄŸmur geliyormuÅŸ, havalar serinlesin biraz, millet kendine gelsin, düz duvara tırmanmaya baÅŸladılar 2 gün hava ısındı diye…

Hayat != 180 dakika

kategori: Güncel

12 Nis 2005

Dün televizyonda izledim, ayrıca gazetede de okudum, TED, şuanki ÖSS sistemini protesto etmek, ilgi çekmek ve değişmesini sağlamak için bir kampanya başlatmış. Hayatın, 180 dakikaya eşit olup olmadığını soruyorlar, ve destek için imza topluyorlar.

Bizlerde sınava girmeden önce aynı geyiÄŸi yapardık; “ulan, olaya bak, her ÅŸey bu 180 dakikaya baÄŸlı”

İşin ilginç yanı sınava hazırlanırken yapılan harcamalar, TED’in araÅŸtırmasına göre 2004′de ÖSS’ye girenler hazırlık kurslarına 8.4 milyar dolar, yani yaklaşık 11,272,799,563,597,052 Türk Lirası harcamışlar.
Bunun sonucunda da 3 üniversite mezunundan 1 tanesi iÅŸsizmiÅŸ…

Yukarda belirtilen parasal deÄŸer sanırım sadece dershanelere ödenen ücretlerin toplamı, birde buna özel dersler eklenince muazzam büyük bir servetin harcandığı ortaya çıkacak… ÖSS’de halen lisede ögretilenlerin çok azı soruluyor, liseson’da öğretilmesi gereken hiçbir ÅŸeyi sormadıkları için okullarda öğrenciler derslere girmiyor. Zaten herkes bunları biliyor, raporlar alınıyor vs…

ÖSS’de doÄŸru düzgün bir ÅŸey yapamayıp, kısaca “sınavda sıçan”lardan bazılarının intihar ettikleri, psikolojik problemler yaÅŸadıkları bir gerçek. Hazırlık sürecinde de saçları dökülenler, saçları beyazlayanlar, kilo alanlar ÅŸunlar, bunlar; insanı bozar bu ÖSS… (bozuyor, bozdu, bozar)

TED, bu kampanya ile ilgili 180dk.org.tr isimli bir websitesi açmış, fakat henüz girip inceleyebilme fırsatını elde edemedim, çünkü site ya yoğunluktan tamamen çökmüş, ya da nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar.

TED’de her nekadar okullarında okuyan ögrencilerden para alıyor olsa da, kendilerini degil ama kampanyalarını destekliyorum…

Özlü söz;

ÖSS; çok ÅŸeydir, ama her ÅŸey deÄŸildir…

CAL Matematik Öğretmeni
İbrahim Kaya

Hayat = 180dk. ?

Dün sabah okula giderken ikinci köprüdeki Türk bayrağının yarıya indirilmiş olduğunu görünce (Anadolu yakasındaki büyük bayrak direği) düşünmeye başladık;

- Melih Kibar vefat ettiği için mi acaba?
- Belki, ama sanmam…
- Hmm, ozaman Papa öldü, O’nun için midir?
- Ne alakamız var Papa ile, olmaz öyle şey.
- İlginç… Belki de çok rüzgar var diye biraz aÅŸağıya çektiler…

Dün sabah BaÅŸbakalığın yayınladığı yazılı açıklamadan haberimiz olmadan, kendi kafamızdan ‘nedenini’ anlamaya çalıştık, fakat Papa için bayrakları yarıya indireceÄŸimize ihtimal vermemiÅŸtik.
Bayrakların yarıya indirilmesi “Milli Yas” anlamına gelir, yani Türk halkı için çok üzücü bir olay olmalıdır ki Milli Yas ilan edilsin. BaÅŸbakanın ve O’nun danışmanlarının bu “bayrak indirme” olayını çirkin bir ‘politika aracı’ olarak kullanmaları çok adice.

BaÅŸbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Papa 2. Jean Paul’un Vatikan’da düzenlenecek cenaze töreninin yapılacağı gün, tüm illerde devlet daireleri ve kurumların bayraklarının güneÅŸin batışına kadar yarıya indirileceÄŸi bildirildi.

Atatürk, nasıl ki bir Fransız ya da İtalyan için bir ÅŸey ifade etmiyorsa, Papa’da benim için hiçbir ÅŸey ifade etmiyor. Papa öldüğü için üzüldüm mü? Hayır, adam gelmiÅŸ 84 yaşına, herkes bir gün ölecek, ozaman üzülmemi gerektirecek hiç bir durumda yok, zaten Papa bana hiç bir ÅŸey ifade etmiyor.

Tsunami olduğunda, deprem olduğunda iller/belediyeler bazında bayrakların yarıya çekilmesi daha önce de oldu. Bu olaylar gerçekten de üzücü, çünkü binlerce kişinin ölümü ile sonuçlanıyor, ve yas tutulması/yardımcı olunması gereken durumlar.

Türkiye Cumhuriyeti olarak 11 Eylül saldırılarından sonra da Milli Yas ilan edilmiÅŸti, fakat hernedense 17 AÄŸustos depreminden sonra Milli Yas ilan edilmedi. Ama gelin görün ki Papa öldü diye milli yas tutuyoruz…

Peh! Ben bu RTE‘den nefret ediyorum, haberiniz ola…

Gelinim Olur musun?

kategori: Sinema

7 Nis 2005

Gelinim Olur musun?
Dün akÅŸam sinema.com‘un davetlisi olarak, 2004 yapımı Gelinim Olur musun? (Bride & Prejudice) filminin özel gösterimine katıldım. Filmin türünü beyazperde.com biraz abartıp Komedi / Romantik / Müzikal / Romantik Komedi ÅŸeklinde belirlemiÅŸ, film baÅŸlangıçta tam bir müzikal havasında baÅŸlıyor, fakat ilerleyen dakikalarda romantik komedi ÅŸeklinde ilerliyor. Bazı yerlerde müzik ve koronun abartıldığı olmuÅŸ, herhalde müzikal böyle oluyor… Ayrıca espirileriyle insanları kahkahadan öldürmüyor, fakat filmin büyük bir bölümünü gülümsemeyle izliyorsunuz.

Filmde dört tane güzel kıza sahip olan bir anne var, ve anneleri kızlarını zengin damatlarla evlendirmek istiyor… Bu kızlardan biride 1994 Dünya Güzeli Aishwarya Rai (IMDb)
Çok renkli bir film, filmde Hindistan kültürü hakkında bir çok bilgi de veriliyor, müzikleriyle sürekli tempolu bir şekilde ilerleyişi var. Müzikal olmasının yanında, dans ve kıyafetlerdeki renk cümbüşüyle izleyiciyi etkiliyor.
Aishwarya Rai ise kendi güzelliğiyle insanı mest ediyor :)

Gelinim Olur musun?

Orijinal isminden de anlaşılabildigi gibi filmin sonunda hiç bir zaman kimseye karşı önyargılı davranılmaması gerektiÄŸi dersini çıkartıyoruz…

Boş vaktiniz varsa ve biraz eğlenmek için ya da benim gibi davetiye/bedava izleme sansi bulursaniz izleyin.
Benim puanım, 10 üzerinden 6.

Gelinim Olur musun?

Filmin Künyesi;
Yapım : 2004 İngiltere, ABD yapımı, 111 dakika
Gösterim Tarihi : 8 Nisan 2005
Resmi Web Sitesi : brideandprejudicethemovie.com
DiÄŸer: IMDb & beyazperde.com & sinema.com

Yaklaşık iki hafta kadar önce güneşli havayı değerlendirmek için arkadaşlarımla dışarıda oturuyordum. Flaş kullanarak kapalı mekanlarda portre ya da grup fotoğrafı çekmekten hiç hoşlanmadığım için bu fırsatı değerlendirmek istedim. Rastgele fotoğraflar çekerken, objektifi bir kız arkadaşıma döndürmem ve sonrasında gelişen olaylar bu yazıyı yazmama ve konu üzerinde düşünmeme sebep oldu.

Daha öncesinde fotografını çekmeye çalıştığımda elde ettiğim sonuç bu; Fotoğraf Çektirme Fobisi
Herneyse, iÅŸte dışarıda otururken de O farketmeden bi kaç kare fotoÄŸrafını çektim, sonuçta poz vermekten hoÅŸlanmıyor olabilir diye düşünmüştüm ve bir kaç ‘doÄŸal’ fotoÄŸrafını çekmiÅŸtim. FotoÄŸrafını çektiÄŸimi anlamasıyla, fotoÄŸrafları silmek için makinayı elimden almaya çalışması bir oldu. Sanki dünyadaki bütün fotoÄŸraf makinalarını yok etmek istiyormuÅŸ gibi büyük bir hırsla makinayı elimden almaya çalıştı. Kimsenin zorla fotoÄŸrafını çekecek ve arÅŸivime koyacak deÄŸilim, bu yüzden de çektiklerimin hepsini kendim sildim. (Dijital fotoÄŸraf makinası kullanmanın kötü yanlarından birisi)

“iyy, kötü çıkmışım, sil!” laflarına pek kulak asmayan ben, böyle bir ‘saldırıyla’ karşılaşınca hiç umursamadan fotoÄŸrafları sildim…

FotoÄŸraf çektirmek bazı insanlar için tam bir iÅŸkence, herkes fotojenik (FotoÄŸrafta veya sinema filminde güzel bir etki bırakan (yüz, duruÅŸ).) deÄŸildir, fakat ‘o an’da çekilen doÄŸal fotoÄŸraflarda herkes kendisi gibi çıkar. Poz verirken yapılan sahte gülümseme, belli bir süre sonra gerçekten de iyice bayağılaşır, fotoÄŸrafa hoÅŸ bir etki vereceÄŸine, yapmacıklık öne çıkar. O yüzden vesikalık fotoÄŸraflardan nefret ederim, ve genelde insanlar arkadaÅŸlarının kimlikleri üzerindeki vesikalık fotoÄŸraflarıyla dalga geçerler. Ben de fazlasıyla yaparım bunu. Vesikalıktan neden ederim çünkü; kapalı mekanda ve flaÅŸlı çekilir, üzgün olsanız bile illaki gülümsemeniz gerekir… Hatta bazı fotografçılar iÅŸi abartıp insanların yüzlerine bilgisayarlı ya da bilgisayarsız rötüş yaparlar, fotoÄŸrafta ne mimik kalır, ne yüz hatları kalır, tamamiyle dümdüz bir cilt, donuk bir surat ortaya çıkar. Ve bu ‘iÄŸrenç’ fotoÄŸraflara da gereÄŸinden fazlasıyla para verilir. (Bkz. EkÅŸisözlük – Zümrüt)

Insanlar kendi kendilerine “fotoÄŸraf fobisi” yaratıyorlar, çirkin çıkıyorum, yok burnum büyük çıkıyor, yok gözlerim kapalı çıkıyor; yok şöyle, yok böyle.

“En çok birlikte olduÄŸumuz insanları deÄŸil, birlikte daha çok fotoÄŸrafımız olanları anımsarız.” Mustafa Yilmazer

Yukarıdaki söz, ne kadar da doğru değil mi?

FotoÄŸrafını çektiÄŸim insanların hiç birinin fotomodeller gibi çıkmasını beklemiyorum, ama fotoÄŸrafı çekilenler kendilerini böyle çıkmak için koÅŸullandırmışlar ve beklentileri karşılanmayınca da ortaya ‘fotoÄŸraf fobisi’ çıkıyor.
FotoÄŸraf çekerken insanların ‘kasılmaları’ beni deli ettiÄŸi için, habersiz yani ‘doÄŸal’ anlarını yakalamak çok daha iyi sonuçlar veriyor.

“Ama fotoÄŸraflar yanıltıcıdır genelde, gidenleri -ne olursa olsun- iyi hatırlamamızı saÄŸlarlar. Çünkü habersizce çekilmiyorsa fotoÄŸraf, poz veriliyorsa, insanlar gülümserler genelde objektife.” Seray Åžahiner

Çekilen fotoÄŸraflarınızın dünyadaki herkesin görüp, ne kadar çirkin olduÄŸunuzdan bahsedeceÄŸini mi düşünüyorsunuz? Bu fotoÄŸrafınızın dergilere basılacağını, reklam panolarına asılacağını mı zannediyorsunuz? HAYIR, bunlar birer anı, illaki poz vermenize de gerek yok, saç-baÅŸ toplamanıza da, makyaj yapmanıza da…

Deli etmeyin beni :)

Sayfalar (57):İlk « ...«54555657»

Kategoriler

ArÅŸiv

  • belinay: tuzla piyade okuluna ilk önce sınav içinmi gidiliyor.daha önce baÅŸka illerde sınava girmiÅŸ in [...]
  • kader: arkadaÅŸlar yorumlarınızı gördüm ben hem katılıyorum hem katılmıyorum.Çünkü böyle bir à [...]
  • seda: mail extre alıyorum ve bu ÅŸekilde ödemelerimi görüyorum. Murat beyin yazısına yanıt olarak y [...]
  • dyg: house cafe ile diÄŸer konulara deÄŸinmek istemıyorum ama çalÅŸan kiÅŸilre hırsız dıyen arkadas [...]
  • ZAZA: o gun gelecek goktasindan daha fazla cisimler dunyaya dusecek ama o gun belirsiz gun [...]

Takvim

Eylül 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« AÄŸu    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930