Ozan Güven
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
Sessizliğe Mahkum Bir Blog
16 Nis
çıkar: Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat
Kaynak: tdk.gov.tr
Geçen hafta içerisinde bir olay yaşadım, ve bir insanın bir başkası üzerinden çıkar sağlayacak diye ne kadar adileşebileceğini gördüm. Çevremdeki bazı arkadaşlarıma bu ‘çıkar ilişkisi’ konusunda şakalar yapıyordum, fakat bu ‘şaka’ gerçek oldu.
Bildigim ya da elimden gelen bir şeyi hiç bir zaman kimseden sakınmadım, evet bazı istisna durumlar oldu, fakat muhakkaki kendime göre geçerli sebeplerim olmuştur. Yardım etmekten, bilgimi paylaşmaktan hiç bir zaman çekinmediğimi beni tanıyanlar çok iyi bilirler. Yaklaşık 5 senedir, Türk ya da yabancı, tanıdığım ya da tanımadığım yüzlerce belki de binlerce kişiye yardım ettim, ufak tefek şeylerde olsa sonuçta ‘yardım’. Peki bu yardımlarım sonucunda herhangi bir maddi kazancım oluyor mu? Tabii ki hayır, ama manevi olarak yardım ettiğim kişinin bir “sağol” demesi benim için yeterli.
Bilgi, Paylaştıkça Artar…
Bilgi, Paylaşmak İçindir…
Bilgi Güçtür! (Knowledge is power)
Yukarıdaki düşünceler sayesinde Internet büyük bir bilgi bankası ve bu yüzden aranılan her şey bulunabiliyor.
Fakat benden yardım alacak, bana ihtiyaç duyan birisinin, kendisine yardım etmem için bu kadar aşağılık bir pozisyona düşebileceğini hiç sanmazdım. İnsanların hiç biri, birbirine benzemiyor ve nezaman nasıl bir durumla karşılaşabileceğinizi bilemiyorsunuz. Bu olay olduğunda neden hemen tepki vermediğimi anlayamadım, daha sonra düşündüğümde gerçekten de tepki vermemiş olmama pişman oldum, bu yazı da sadece içimi dökmek için.
Şakalar bazen gerçek oluveriyor…
15 Nis
“İnternet güvenliği teknolojileri alanında çalışan Symantec‘in Türkiye Müdürü Gökhan Say, internette Türkiye’den yapılan saldırılarda artış görüldüğünü, Türkiye’nin son bir yılda 26. sıradan 7. sıraya yükseldiğini söyledi.” Kaynak: milliyet.com
Şimdi, “saldırı” denilince akla ilk olarak hack/hacker geliyor; yukarıdaki haber bazı websitelerinde hack ile karıştırılmış durumda. Symantec’in yaptığı araştırma kaç tane websitesinin hacklendiği konusunda değil, böyle bir şeyi zaten takip etmesi çok güç bir durum.
Peki bizim yedinci sırada olmamız neyi ifade ediyor?
Hızlı geniş bant internet bağlantı türlerinden birisi olan aDSL‘nin Türk Telekom tarafından çok ucuza hizmete sunulması 26. sıradan 7. sıraya çıkmamızda ki en büyük etken. Interneti sadece; sohbet etmek, porno sitelere girmek ve mp3 yüklemek amacıyla kullanan bir çok bilinçsiz aDSL kullanıcısı mevcut.
Drone olarak adlandırılan ufak programlar kullanıcıların haberi olmadan arkaplanda çalışırlar, ve dronelar sahipleri tarafından belirtilmiş IRC sunucularına bağlanırlar, bu şekilde sahiplerinden gelecek komutları beklemeye başlarlar. aDSL kullanımıyla birlikte bu drone sayısında büyük artış oldu, örneğin sadece Undernet IRC ağında binlerce TTnet IP adresine sahip drone var.
Binlerce, hatta onbinlerce drone’a bir anda verilen bir komut ile bu bilgisayarlar gerçek sahiplerinin haberi olmadan bazı yerlere saldırı yaparlar. Örneğin, ozanguven.com.tr adresine bu dronelar ile yapılacak DDoS saldırısı websitemin uzun bir süre hizmet verememesine yol açabilir. Bu saldırı esnasında da binlerce Türkiye çıkışlı IP adresi kullanıldığı için saldırının büyük bir kısmı Türkiye’den yapılmış gibi gözükür.
Peki buna karşı ne yapmalısınız?
İçeriğini pek bilmediğiniz, güvenilmeyen websitelerine girmemelisiniz, işletim sistemi olarak Windows kullanıyor iseniz sürekli güncellemeleri yapıp, güvenlik açıklarını yamamalısınız.
Bilgisayarınızı düzenli aralıklarla Ad-Aware ve Microsoft’un AntiSpyware programlarıyla Spyware’lere karşı taramalısınız. Bunların yanında tabii ki de bir Anti-Virus yazılımı kullanmanız gerekiyor, bunun içinde Kaspersky‘ı öneririm.
Özet;
Yedinci sırada olmamız, bilgi teknolojileri konusunda ne kadar bilgili olduğumuzu göstermiyor, tam tersine çok cahil ve bilinçsisiz.
Kafan kopsun Türk Telekom!
14 Nis
Euroleague‘de şerefsiz rum takımı panathinaikos, Efes Pilsen‘i 84-76 yendi, malesef. Zaten moralim pek iyi değildi, belki bu maçı izleyerek kendime gelirim diye düşünmüştüm, fakat ne oldu, rezil ettiler maçı… :(
Fark, Son çeyrekte yirmi sayıdan, altı sayıya kadar düştü, fakat yine de oyunu çeviremediler, ben de ekran karşısında çıldırdım. Başka bir milletin takımı olsa bu kadar üzülmezdim, ama yunanistan olunca iş değişiyor benim için, tam bir rum düşmanıyım…
İbrahim Kutluay bilmeyenler için söyliyeyim panathinaikos takımında oynuyor, ve bu maçta bir çok üçlük attı, tabii sonucunda ne oldu tahmin edin bakalım.
Sürekli olarak; anasına, ebesine, kendisine ve tribünde maçı izleyen Demet Şener’e bir sürü küfür edildi benim tarafımdan. Zaten İbrahim adam olsaydı Türkiye’de fenerbahçede oynamazdı…
En azından küfür ederek deşarj oldum ekran karşısında. Bu aralar Sayısal Loto oynuyorum, para çıkarsa uzun mevziili nükleer başlıklı füze alıp yunanistana sallıcam bir tane.
Özet;
Kızdım, çok kızdım!
13 Nis
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli Kanık
Havalar güzelleşti sağdan soldan aşk hikayeleri, teklifler, itiraflar duyulmaya başlandı; bunlardan memnun olanda var, olmayanda… Sinirden boynuna ağrı girenlere lafım… :)
İki kanka arasındaki ilişki arkadaşlıktan öteye gidip, tek taraflı aşk olunca, o dostluk direk bozuluyor, kaçarı yok… Hep böyle oldu, böyle de gidiyor…
Sütten ağzı yananın da, yoğurdu üfleyerek yediği bir gerçek; çünkü bu durumu ben yaşıyorum sanki, sonumuz hayır olsun…
Bazen diyorum Türkiye’de olacak iş değil, gideyim Norveç’e, zaten bekleyenlerim var orada; Norveç kızlarının hepsi beni bekliyormuş diye bir duyum aldım zaten. Bilhassa kuzey bölgelere gidicem, genç nüfus az olunca herkes birbirini tanıyormuş oralarda, düşünün işte, erkek az, tüketmişler/tükenmişler…
Çok yoğun baskı var üzerimde Norveç’e gitmem için, bakalım, ileriki günler ne gösterecek…
Neyse yağmur geliyormuş, havalar serinlesin biraz, millet kendine gelsin, düz duvara tırmanmaya başladılar 2 gün hava ısındı diye…
12 Nis
Dün televizyonda izledim, ayrıca gazetede de okudum, TED, şuanki ÖSS sistemini protesto etmek, ilgi çekmek ve değişmesini sağlamak için bir kampanya başlatmış. Hayatın, 180 dakikaya eşit olup olmadığını soruyorlar, ve destek için imza topluyorlar.
Bizlerde sınava girmeden önce aynı geyiği yapardık; “ulan, olaya bak, her şey bu 180 dakikaya bağlı”
İşin ilginç yanı sınava hazırlanırken yapılan harcamalar, TED’in araştırmasına göre 2004′de ÖSS’ye girenler hazırlık kurslarına 8.4 milyar dolar, yani yaklaşık 11,272,799,563,597,052 Türk Lirası harcamışlar.
Bunun sonucunda da 3 üniversite mezunundan 1 tanesi işsizmiş…
Yukarda belirtilen parasal değer sanırım sadece dershanelere ödenen ücretlerin toplamı, birde buna özel dersler eklenince muazzam büyük bir servetin harcandığı ortaya çıkacak… ÖSS’de halen lisede ögretilenlerin çok azı soruluyor, liseson’da öğretilmesi gereken hiçbir şeyi sormadıkları için okullarda öğrenciler derslere girmiyor. Zaten herkes bunları biliyor, raporlar alınıyor vs…
ÖSS’de doğru düzgün bir şey yapamayıp, kısaca “sınavda sıçan”lardan bazılarının intihar ettikleri, psikolojik problemler yaşadıkları bir gerçek. Hazırlık sürecinde de saçları dökülenler, saçları beyazlayanlar, kilo alanlar şunlar, bunlar; insanı bozar bu ÖSS… (bozuyor, bozdu, bozar)
TED, bu kampanya ile ilgili 180dk.org.tr isimli bir websitesi açmış, fakat henüz girip inceleyebilme fırsatını elde edemedim, çünkü site ya yoğunluktan tamamen çökmüş, ya da nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar.
TED’de her nekadar okullarında okuyan ögrencilerden para alıyor olsa da, kendilerini degil ama kampanyalarını destekliyorum…
Özlü söz;
ÖSS; çok şeydir, ama her şey değildir…
CAL Matematik Öğretmeni
İbrahim Kaya

9 Nis
Dün sabah okula giderken ikinci köprüdeki Türk bayrağının yarıya indirilmiş olduğunu görünce (Anadolu yakasındaki büyük bayrak direği) düşünmeye başladık;
- Melih Kibar vefat ettiği için mi acaba?
- Belki, ama sanmam…
- Hmm, ozaman Papa öldü, O’nun için midir?
- Ne alakamız var Papa ile, olmaz öyle şey.
- İlginç… Belki de çok rüzgar var diye biraz aşağıya çektiler…
Dün sabah Başbakalığın yayınladığı yazılı açıklamadan haberimiz olmadan, kendi kafamızdan ‘nedenini’ anlamaya çalıştık, fakat Papa için bayrakları yarıya indireceğimize ihtimal vermemiştik.
Bayrakların yarıya indirilmesi “Milli Yas” anlamına gelir, yani Türk halkı için çok üzücü bir olay olmalıdır ki Milli Yas ilan edilsin. Başbakanın ve O’nun danışmanlarının bu “bayrak indirme” olayını çirkin bir ‘politika aracı’ olarak kullanmaları çok adice.
Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Papa 2. Jean Paul’un Vatikan’da düzenlenecek cenaze töreninin yapılacağı gün, tüm illerde devlet daireleri ve kurumların bayraklarının güneşin batışına kadar yarıya indirileceği bildirildi.
Atatürk, nasıl ki bir Fransız ya da İtalyan için bir şey ifade etmiyorsa, Papa’da benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Papa öldüğü için üzüldüm mü? Hayır, adam gelmiş 84 yaşına, herkes bir gün ölecek, ozaman üzülmemi gerektirecek hiç bir durumda yok, zaten Papa bana hiç bir şey ifade etmiyor.
Tsunami olduğunda, deprem olduğunda iller/belediyeler bazında bayrakların yarıya çekilmesi daha önce de oldu. Bu olaylar gerçekten de üzücü, çünkü binlerce kişinin ölümü ile sonuçlanıyor, ve yas tutulması/yardımcı olunması gereken durumlar.
Türkiye Cumhuriyeti olarak 11 Eylül saldırılarından sonra da Milli Yas ilan edilmişti, fakat hernedense 17 Ağustos depreminden sonra Milli Yas ilan edilmedi. Ama gelin görün ki Papa öldü diye milli yas tutuyoruz…
Peh! Ben bu RTE‘den nefret ediyorum, haberiniz ola…