Sessizliğe Mahkum Bir Blog
kanald etiketli yazılar
Aydın Doğan vs Recep Tayyip Erdoğan
7 Eyl
Doğan Holding yönetim kurulu başkanı Aydın Doğan ve Recep Tayyip Erdoğan (RTE)’ın tartışmaları bir çok kişide olduğu gibi bana da Cem Uzan ve RTE arasındaki kapışmaları hatırlattı.
Zamanında Cem Uzan’a olan ‘sempatim’ RTE’ye karşı kafa tuttuğu içindi, “düşmanımın düşmanı, dostumdur” misali.
Cem Uzan da kendi televizyonlarından parti propagandasını yapıyordu, RTE’ye cevaplar veriyordu, şimdi de Aydın Doğan aynı şekilde Kanal D‘de “Özel Söyleşi” ile Mehmet Ali Birand‘la RTE’ye cevap verdi.
Şuanda kanald.com.tr‘nin de “Server is too busy” hatası verip açılmıyor olmasının “Aydın Doğan Başbakan’ı Yanıtlıyor” isimli söyleşi ile alakası var mı bilemiyorum..
Bu şekilde kapışmalarının daha da devam edeceğini düşünüyorum, ancak Aydın Doğan’ın RTE ile başa çıkabilmesi için Cem Uzan gibi özel olarak hazırlanması, hitabını kuvvetlendirmesi gerekiyor.
Aydın Doğan söyleşi de karşı taaruza pek geçmedi, sadece kendisine yöneltilen ithamlara cevap verdi, RTE’nin benimle uğraşmasına gerek yok dedi, ülkenin yolsuzluk ve diğer problemleriyle birlikte uğraşalım vs. gibi uzlaşmacı cümleler kurdu.
Aydın Doğan sürekli benzer şeyleri söyledi;
- “Başbakan sapla samanı karıştırıyor !”
- “Bu siyasi şantajdır !”
- “Basit şeylerle uğraşıyorlar !”
- “Kısır anlayış !”
- “Hadi gelin beni hapsettirin !”
- “Tek gözlü medya ile demokrasi olmaz !”
- “Türkiye krallıkla mı, demokrasi ile mi yönetiliyor ?!”
- “Tehdit, şantaj, baskı yapıyorlar !”
RTE’nin Doğan Holding‘in sonunun Uzanlara benzemesi için hazırlık yaptığı, hukuka aykırı eylemleri ile ilgili dosya tuttukları ve yakın zamanda saldırıya geçeceklerini okumuştum ki Aydın Doğan da söyledi, “Dosya tutuyorlarsa bu şantajdır !”
Zaten Erdoğan’ın akrabası, kankası, eşi dostunun bulunduğu Çalık Grubu, Doğan Holding’in çeşitli sektörlerdeki rakibi konumunda, bu da ileriki günlerde benzer tartışmaları çok göreceğimizin en açık belirtisi…
Bir Rüya: Almanya 2006
4 Haz
Bu akşam Türkiye – yunanistan maçı vardı fakat bilet fiyatları çok yüksek olduğundan dolayı maça gitmedim.
İnönü’de ki maçın biletleri 45 YTL ve 112 YTL’den satışa çıkarılmıştı, yuh ki ne yuh !
Tribünler dolumuydu? Evet, tamamiyle doluydu, peki tezahürat var mıydı?! Yoktu !
Hakem düdüğü çaldı ve büyük bir sessizlik ! Bu iş öyle bayrak/şapka dağıtmakla ve bayrak sallamakla olmuyor !
Takımı ateşleyecek adam gibi bağıran bir topluluk yoktu, çok yazık…
Burada tek suçlu TFF Başkanı Levent Bıçakcı ve O’nun ekibidir. Geçen gün TV’de canlı yayında “Maçlara takım elbiseli taraftar mı, yoksa bağıran/ateşli taraftar mı istiyorsunuz?” şeklindeki soruya “Her ikisine de ihtiyacımız var, takım elbiseliler ‘marka’ olmamıza yardımcı olacaktır” dedi.
Özetle, “sömürebildiğimiz kadar sömüreceğiz, tribünler bağırmasa da olur bizim için” dedi.
Bu akşam da gördük, 45 YTL’ye bilet alıp gidenleri…
Kaliteli maç yayınlarına alışınca Kanal D‘nin yayını iğrenç geliyor artık bana. Ekranda kullandıkları grafikler bile demode oldu artık, ama hala kullanmaktan vazgeçmiyorlar. Bir de İlker Yasin mümkünse artık futbol maçı spikerliği yapmasın, iki kelimeyi bir araya getiremiyor. Gitsin gazetede yazı yazsın, kamera arkasında çalışsın ama anlatmasın.
Bu gidişle biz Dünya Kupası‘na da katılamayacağız gibi gözüküyor, ozaman da çok büyük ‘öküzlük’ olur bizim için, çünkü neredeyse kendi evimizde gibi oynayacağız Almanya’da. Ama artık bir ‘rüya‘ bizim için…
Getirecekler Fatih Terim‘i milli takımın başına, bak ozaman herkesin canına okuruz…





